Tuesday, July 06, 2010

2 mit 1 insan


Bir mitin sonu daha. Hatta geçen sene bir başka mit de gerçekleşip sonlanmıştı. 2 yılda 3 mit. Hiç de fena sayılmaz insan hayatında?

neden bunca sayıyla konuştum ki :) alışkanlık? obsesiflik?
neyse ne, yemişim

neden yemişim? yukardaki fotoya bakınca böyle diyesim geliyor :)

tanıştırayım

Bedir Ziya Yeşil

Önce bi yadırgadım, tedirgin ve huzursuz oldum, kendimi kötü hissettim.

Ama şimdi yavaş yavaş ısınıyoruz, tanışıyoruz, konuşuyoruz, bir de gün batarken Koru Dağı'ndan Saroz Körfezi'ne doğru inersek birlikte . . .

O zaman başka bi güzel olacak

Hoşgeldin Ziya, güle güle hayatımın bir başka miti



Friday, December 12, 2008

lovely

I thanked for the lovely evening and the budapest tour to my colleagues and started to pack.
It is now much much better I suppose

Thursday, December 11, 2008

Bu da peşte be!!!

Bir mitin sonu!

Kolay olmadi, kim ne derse desin.

Boyum mu uzadı? Sanmam.

Olsa olsa içe doğru genişlemiş olabilirim. O yüzden acıyo. Çoğusu da görmüyo tabi doğal olarak.

Başka basit bi ifadeyle ansikiyeteuu bozuğuyum ben :) Nerde benim terapistim ?

Şimdi bekle ki burdaki "öğrenme"lerim içime işlesin. Vay babam vay.

İnsan kendini yeniden korkarak, üzülerek, acıtarak, kaygılanarak korurmuş.

Hay ben ..ına koim öyle insanın.

Tuesday, June 03, 2008

Döngü


Döngü aynı!


Allahtan siddeti az...


Tuesday, January 29, 2008

Yalın


Hanımlar, beyler;

İmgelemler Dünyası’na hoş geldiniz!

Buradayken sözcüklere, dile ihtiyaç duymayacaksınız. Duysanız dahi kullanmayacaksınız. İmgelemleriniz sizi dilin olmadığı bir boyutta karşılayacak. Tabii siz onları karşılayabilirseniz. İmgelemleriniz vasıtasıyla öyle deneyimler yaşayacaksınız ki... Sadece yaşanabilen ve asla anlatılamayacak olan. İşte bu deneyimler bedeninizle ruhunuzun birbirine en yakın olabildiği anlardan oluşacak. Dolayısıyla kendinize hiç olmadığınız kadar yakın olacaksınız.


İmgelemlerinizle seyahat ederek ilişki kurabilirsiniz. Seyahat edebilmeniz için onları kabul edebilmeli ve sizi sarmalarına izin verebilmelisiniz. Bir imgelem size ne kadar yabancı gelse de unutmayın ki o sizin; o sizsiniz.

Burası, gerçekten ne yaşamak üzereyseniz onu yaşamak için kendinize izin vereceğiniz yer. Korunmak için farkında olmadan sıkı sıkıya bağlandığınız ve tuttuğunuz şeyleri bıraktığınızda neler olacağını görebileceğiniz yer. Burada, her şey, her yer birbirine korkunç derecede yakın ve aynı zamanda ayırt edebileceğiniz kadar da uzak. Burası, her şeyi yapabileceğiniz kadar özgür ve güçlü olacağınız yer. Her şeyden sorumlu olabileceğiniz kadar özgür ve güç yer. Yalnız ve yalınız diyebileceğiniz yer. Uykudan daha dinlendirici, uyanıklıktan daha yorucu yer.
Zamanın kendini yok ettiği yer.

İstediğiniz soru(n)dan başlayabilirsiniz.

Monday, November 05, 2007

Vital

Pembe Martini, Bedri'de bağıra çağıra şarkı, alışmak, tatlı müzik güzel öpücük, perihan teyzeyle rauf dede, "erhan'ın eli", akrobatik toparlanma harekaatı, camdan küçük son bakış, biranın azizliği, kapanamayan telefon, burnumun tatlı sızısı, yaşayan kumanda, pamuk uyku, tembeeeel, şevket, panik gidiş, heycandan erken uyanmak, sinemada kitap okumak, kemal aubiiüu, küfürbaz erdo, yanyana özlem, MFÖ, yaşanmışlık, kanka polis, süpriz şevket, ufak çaplı sinir krizi, bulut olmak...

Friday, October 05, 2007

Tükkan

Hayatı free lance yaşamak tuaf ama bu günlerde tükkan açıyorum . Sabah açıyorum akşam kapıyorum. Uzun süredir bi yerde ilk defa bu kadar uzun süre "yer" alıyorum. Rol değiştirdim. Üzümdüm armut oldum. Elma armut kel mahmut. Bi'yere kadar. Hah işte o bi yere gidip marangoz olmak lazım. Gemlik olabilir mi bu yer? Neden olmasın? Göt ister tabi. Üstelik artık bırakıp gitmekten hoşlanmayacağım bi'şeyler var.
Kıymetli...

Thursday, October 04, 2007

pır


yüreim pır pır pır
eki
uç
dürt
baş
=)

Monday, September 03, 2007

Tır



Bir tır çarptı bana. Yetmedi, üzerimden geçti. Yetmedi, öne arkaya gidip geliyor üzerimde. Çivisi çıktı herşeyin, dağıldı. Yüreğim parça parça, paramparça. Kızgınım, dargınım. Cayır cayırım ama dondum. Yoruldum artık bu oyundan.

"Gerçek ne?", "Gerçek mi?" derdi birileri bir zamanlar.
Şaka mı? Gerçek ne ki?
Geleni yaşamak ne ki?





-Merhaba ben geleni yaşıyorum.
-Aa, nedir gelen?
-Gelmez olasıca olan. Orada olmayana duyulan amansız ve zamansız özlem. Kayıp nesne!

- ben senin icin bir nesneyim sadece.
- Öyle mi? Keşke gerçekten sadece bir nesne olsaydin benim için. Seni çıkarır, alıverirdim bir başkasını oyuna. Hayatımın en çoğusun, bilemedin hiç bi zaman. Şimdi de hayatımın en çok acı verenisin kaçınılmaz olarak. En tanıdık yabancısısın. Sadece bir nesne olan, böyle yaşanabilir mi? Buralarda yok öyle bir şey. Sadece bir nesneye, bu kadar derin açabilir miydim? Aç deyince cesaretlenebilir miydim? Bana böylesine yabancı bi şekilde canını yakabilir miydim? Söz konusu bile olamaz.


Ne çok isterdim bana çoktan hoşçakal diyen sana, hoşçakal demeyi. Başka bir yolu kalmadı çünkü.

Tuesday, July 31, 2007

Gittim-Döndüm

Ne olcak ki dedim. Gittim. Olan oldu yine.

İnsanları öptüm. Merhaba dedim. Soruları geçiştirdim ustalıkla. Keyifle baktım.
Denize baktım. Tişörtümü hiç çıkarmadım. İzledim insanları, yetmedi. Yukarıya çıktım, ordan baktım.
Makineye bindim. Artık duramıyor makine. Olsun! durmasın. Olsun, durmasın.
Trambolinde zıplamak zormuş çok. Aptalca gülümsedim. Sersem gibi.
Güneşi batırdım. Yeteri yudum birayla.
İçtim, hayvan gibi. Çaldım, eğlendirdim, eğlendim. Gösteri yapıyorum. Gösteriyorum artık, o kadar benim olmuş ki gösterebiliyorum.
Değdim, değmelerine izin verdim.
Bi onu, bi bunu bi ötekini dinledim. Bi ona, bi buna, bi ötekine anlattım. Ne çok ne de az.
Dostumla paslaştım. Dostumla paylaştım.
Kaybolan bi kuşu buldum. Adı Lili. Lili sevindi mi bilmiyorum ama kuzenim çok sevindi.
Özledim, çok özledim.
Biraz da uzlaştım belki.
Goy goy yaptım, tey tey yaptım.
An an unuttum sıkıntılarımı. Hala işe yarıyo.
Belki de bu yüzden dönmek, vazgeçmek zor hala.

Ne olcak ki dedim. Döndüm. Olan oldu yine...

ulan

yaşamak yerine yazsak ya biraz, absürd öyküleri

Friday, July 06, 2007

tut yap yet

Tuttuğun, tutunduğundur.
Tutan, tutunamadığındadır.
Tutku, tıpkı tutuklu.
Tutuk, tutunamayan.
Tutulan, tıkanan.
Tutunmaya tutunmayan, kendisidir; kendisiyle uzlaşan.

Yetmeyen yitendir.
Yetinemeyen, yakınan.
Yetemeyen atılgandır.
Yeten, ilüzyon.
Yetebilen kucaklayandır.

Yapan yüksektir.
Yapamayan, eringen.
Yapmayan özgürdür.
Yapabilen, güvende.

Acıyan, merhamet arar
Belki kendi içinde belki dışında.
Acıtan merhamete susar
Belki kendi içindeki belki dışındaki.

Doğan ağlar,
Doğuran da.
Hangisi sevinçten?
Bileninki.

an

Aylardır yaşadığım en güzel şey. En güzel an. Kalbim attı yine küt küt. Korkudan değil ama bu sefer. Heyecandan. Şaka gibi. Belki de ömrümde ilk defa yaşadığım an, rüyalarımda olabileceğinden daha güzel, tahayyül edebileceğimden çok daha harikuladeydi.

Gözyaşlarım içime içime... yağıyor. Yıkanıyorum. Bu nasıl bir his. Tarifi yok.

Sevdim saçlarını, salınırken. Elimi tutuyorsun. Elin yüzümde. Hissetmek ne güzel; seni.

Onca şey geçti aklımdan; bir o an, bir öteki, bir şu an. Ama "bu" an ... Duruyorsun benimle, gitmeden. Duruyorum seninle, gitmem mi gerek diye sormadan, ne kendime ne sana.

Sürpriz misin, en beklenmedik?!

Artık bir hissim var, bir yaşantım. Ne olursa olsun benimle kalmasını istediğim; onu bırakmayacağım.

Ne büyük bir kıymet bu.

Yel

Kahra doğru esen o deli yel
Nereye saklanır yürek yelken açmak isterken

Acı da çay gibi
Çiğ kalıyor demlenmezse

Monday, October 23, 2006

NEyin peŞinDE

Benim bir DERDİM var, hayata dair.

Ne kadar cevap vermek için sıkıştırsam da kendimi bir yandan, hala soru sormayı başarabiliyorum.

Yalnızlığımın; insanın özünde yalnız olduğunun farkındayım ve hayatımı bunun üzerinden zenginleştirebilecek kadar malikim bu gerçeğe.

Öğrenebiliyorum; hem de çok hızlı. Dahası öğrenebildiklerimi soyutlayıp zihinsel şemalar kullanarak modelleyebiliyorum. Kompoze ediyor ve kurguluyorum.

Bunu yapmadığım durumlarda kolaylıkla unutabiliyorum öğrendiklerimi. Belleğim bazen beni şaşırtacak şekilde kötü olabiliyor.

Çok iyi izliyorum. İzlediklerimi değerlendirebiliyorum.

Yüzleşebiliyorum. Bu anlamda cesurum. Oldukça cesurum. Canım çok fazla yanarken durabiliyorum, bekleyebiliyorum ve hareket edebiliyorum. Farkındalığım bana göre yetersiz olsa da henüz, başka insanlarla mukayese ettiğimde onların kolay kaldıramayacağı düzeyde fazla ve büyük.

Belli bir yolum var; sonunda vaad olunan şeyin olmadığına kanaat getirdiğim. Buna rağmen yürüdüğüm, hem de keyifle yürüdüğüm; sonunda elime geçecek olanın yolun kendisi olduğu bilgisiyle.

Yürüyüşün sadece ileriye doğru olmadığının tılsımıyla güdülenmiş durumdayım. Geriye doğru yaptığım ve yapacağım korkunç yolculukların peşindeyim. Bazen ileriyi gözümün görmediği de bir gerçek.

Bir kapıyı açtıktan sonra asla hiç açmamış gibi yaşanamayacağını deneyimledim. Ve yaşamadan asla ölemeyeceğimi anladım.

Nihayetinde kendini değiştirmeye başlamış ve buna vakıf olan birisiyim. Hayatta bir hedefim ve duruşum var. Hayata sorduğum bir sorum var: NEYİN PEŞİNDEYİZ?


Kendimle çok uğraşırım. Anlamak, anlamlandırmak delicesine yaşadığım bir tutku. Öyle ki kimi zaman, belki de çoğu zaman hayatın akışına karşı bir set oluşturuyor bu tutkum. Zaman zaman yitiririm kendiliğindenlik hissimi.

Kötümserim hala. Kötüyü tanır kötüyü görürüm evvela; iyinin öncülü olarak.

Çok yüklenirim kendime. Çok cezalandırırım kendimi. Sanki ben yaparsam ötekinin yapmasına gerek kalmayacakmış gibi.

İhtiyaçlarımı göz ardı ederim. Ama aslında sandığımdan da çok şeye ihtiyaç duyarım. Kendim karşılamaya çalışırım. Kaçınılmaz olarak karşılayamadıklarım olduğunda da hüsrana uğrarım. Peşi sıra gelen tabi ki ceza olur; herkesten önce davranıp kendime verdiğim. Katlanamam o yüzden ötekinin müdahalesine.

İyide ve kötüde tüm güçlülük peşindeyim. En iyisi de benim en kötüsü de. Mütevazılığım basit ve ucuz bir kandırmacadır, her nasılsa çoğu zaman yutturduğum.

İzin vermem çok kendime, hareket etmek için. Alan yaratmam ki çekirdek tomurcuklanabilsin, çiçek açabilsin sonra da meyveye dönüşebilsin. Sonra da kısıtlanmaktan şikâyet ederim.

Düzenliyimdir, fazla düzenli. Düzenli olarak bir düzensizlik hayal ederim. Düzenli bir serseri olmak kısmet olursa bir gün zehirli coşkum hafif ve ılık bir huzura dönüşür belki.

Güne hasretim geceyi şehvetle ve iğrenerek tadarken. İnatlaşırım hayatla, dengemi bozduğunda; onun dengesini bozmaya çalışarak. Gün ölürken ben doğarım, gün doğarken ben ölürüm. Gündüz uyur gece uyanırım. Gündüz odaklı yaşamaya direnirim. Hem de aylar, yıllar boyunca. Beyhude…

Akmak istiyorum. Tıpkı ¾’lük bir şarkının aktığı gibi; salınarak ve dönerek.

Blues'la mı haşırneşir oluyoruz yoksa karambolde, yoksa bu da mı bi yanılsama? Seeuuks

Extended blues scale forms
The best way to think of these extended blues scale forms is as connections between the 5 position forms that you just learned.
A Blues (extended form 1)scale functions
-------------------------- 3---------4--- 5----5---------------------------- 7---------1----------------------- 3---------4--- 5----5---------------------------- 7---------1---------------------------- 3---------4--- 5----5---------------------------- 7---------1------------------------------------- 3rd fret 12th fret
Suggested fingering
---------------------------1---------1----2----3-----------------------------1---------3------------------------1---------1----2----3-----------------------------1---------3-----------------------------1---------1----2----3-----------------------------1---------3------------------------------------- 3rd fret 12th fret

Below is a diagram that shows how the individual forms fit into this bigger extended form.
-------------------------- 3---------4--- 5----5---------------------------- 7---------1----------------------- 3---------4--- 5----5---------------------------- 7---------1---------------------------- 3---------4--- 5----5---------------------------- 7---------1-------------------------------------______form 1_____ ______form 2_____ _________form 3________ ______form 4_____


A Blues (extended form 2)scale functions
------------------------------------ 7---------1---------------------------- 3---------4--- 5----5----------------------- 7---------1---------------------------- 3---------4--- 5----5---------------------------- 7---------1---------------------------- 3---------4--- 5----5--------------------------- 8th fret 17th fret
Suggested fingering
-------------------------------------1---------3-----------------------------1---------1----2----3------------------------1---------3-----------------------------1---------1----2----3-----------------------------1---------3-----------------------------1---------1----2----3--------------------------- 8th fret 17th fret

Below is a diagram that shows how the individual forms fit into this bigger extended form.
------------------------------------ 7---------1---------------------------- 3---------4--- 5----5----------------------- 7---------1---------------------------- 3---------4--- 5----5---------------------------- 7---------1---------------------------- 3---------4--- 5----5---------------------------______form 3_____ ______form 4_____ _________form 5________ ______form 1_____

Wednesday, October 04, 2006

Güne Uyanmak Düne Uyanmak Gibidir


“Günlerce düşündükten sonra varabileceğin nokta bu muydu yani?” diye yüklenirler kendi kendilerine. Cehennemlerini özenle yaratıp sonra da oradan kurtulamadıklarında cezayı cehennemin“yapımcısına” kesmek nasıl bir öykünün özeti olabilir ki?
Zamanın içinde debelenen insanları izlemek karmaşaya ve endişeye götürmüştür beni hep. Bir şeylerle boğuşup dururlar sürekli. Yapar yapar bozarlar. Kaybolurlar çoğunlukla zamanın içinde. Bazen de zamanı kaybederler. Şaşırıp kalırlar bugün dünün dün de yarının ardına gizlendiğinde. Sonu gelmez bir arayış serüveni başlar. Serüven dedim ama onlara sorsanız bu arayış bir azap yoludur. Aslında haklı da olabilirler.
İşte böyle yaşamaya çalışanlardan biriydi Hakan. Sorardı kendine “Anlamlandırmak anlamaktan farklı mıydı?” diye. Emin değildi. Ancak anlamak için elinden geleni ardına koymadığı da bir gerçekti. Okuduğunu, gördüğünü, duyduğunu, dinlediğini, ötekileri; yaşadıklarını anlamak için karşı konulmaz bir arzusu vardı. Belki de varoluş biçimiydi bu. Başka bir ifadeyle buydu hayata dair öğrenebildiği. Olanı biteni, ötekini anlayabilirse berraklaşacaktı görüntü. Neyi görmeyi umuyorduysa artık…
İzledi ve değerlendirdi. Vardığı sonuçları gözden geçirdi, yine izledi ve yine değerlendirdi. Bir süre unuttuğu, eksik kalan bir şeyler olduğunu fark etmeye başladı. Neden sonra dönüp bakması, anlaması gerekenin kendisi olduğunu anlamaya başladı. Aslında hali hazırda yaptığı şeydi bu ancak yanlış olan odağı dışarıdayken kendine bakıyor oluşuydu.
Dışarıdaki odaklar bir bir eriyip yok olduğunda ve nihayetinde zeminsiz kaldığında yıkıldı. Çark dönmüyordu artık. Oyun bozulmuştu. Olamıyordu; var olamıyordu. Uzun süre peşinde koştuğu “Yaşam Kullanma Kılavuzu”nun var olmadığını idrak etmesi o noktadan sonra fazla uzun sürmedi. Acı, tanımadığı türdendi. Genelde çökkün ve hüzne meyilliydi, evet, ama bu acı çok fazlaydı. Ancak adını koyabilmişti; dehşet… Öte yandan bu dehşet ona çok koyuyordu. Neyin dehşeti diye boğuşurken ulaştığı ve kendine tekrar etmeyi başarabildiği tek cümle “Zeminsizsiniz, zemin sizsiniz” di.
………………
Karşılaşmak istemediği hayatla yüz yüzeydi yine o sabah uyandığında. Ruhu, azad olup bütünleşmeyi umud eden parçalarla doluydu. Birbirlerine ve zihninin kalın duvarlarına çarptıkça hızlanıyor, hızlandıkça şiddetleri ve yankıları artıyordu. Geriye büyük bir uğultu kalıyordu algılayabildiği. Ve çarpışmaların yarattığı derin acı. Bütünleşmesini istediği parçaların kendisiyken sesleri ve şiddetleri bütünleşiyordu. Uzaklaşıyordu nihayetinde. Bu kaçışların da bir anlamı vardı ya, uzaklaştığı anlamın ta kendisiydi belki de. Döngü kendini besliyordu.
Bütün bunlarla uğraşırken, bu kaos içinde ömrünü tükettiğini fark ettiğinde midesi bulanıyordu. Hep bir sonrakinin başlaması için bir şeylerin bitmesini bekleyerek o anın dışında kalıyordu. Ve o dehşet hissi. O büyük korku, kahreden korku. Zamanla, geçmişle ve gelecekle bu denli yüz göz olunca ölümün dehşetini benliğinin odağına yerleştirmiş olmuyor muydu? En sevdiği gün Cuma’ydı çünkü onu bekleyen Cumartesi ve Pazar vardı. En sevdiği mevsim ilkbahardı çünkü sonrasında yaz vardı. Yemekte en çok sevdiğini sona bırakırdı. Hep gelecek için çalışıyordu fakat nafile. En gelecekte onu bekleyen ölümdü.
Belki de ölmemek için yaşamamayı tercih ediyordu.